10 Aralık 2007 Pazartesi

Beowulf: Ölümsüz Savaşçı

“Benim... Adım... BEOWULF!!!”

Beowulf: Ölümsüz Savaşçı vizyona girdikten bir kaç hafta sonra sokaklarda buna benzer bağrışmalar duyarsanız şaşırmayın. Filmden çıkan gençlerin ya Beowulf’un kahramanlığından ve gücünden etkilendikleri için, ya da filmin utanmadan seyirciye attığı abartı dramatizmi ile dalga geçmek için bu yeni model “rahatsız edici derecede gerçekçi” animasyonun en çok tekrarlanan repliğini bağıra çağıra tekrarlamaları muhtemel.



İlginçtir ki, iki tarafta film hakkındaki görüşlerinde haklı. Beowulf, aynı oranda etkilenip, aynı oranda dalga geçilebilecek, çok eski bir destanı ve aynı oranda eski bir hikaye formülünü yepyeni tekniklerle birleştiren klasik bir macera. Ve bu tanımlamadan ileri gitmek, seyircinin nefesini kesecek, baştan sona eğlendirecek bir patlamış mısır destanı olmanın ötesinde derin bir ciddiyetle anılmak gibi bir amacı da yok.

Beowulf ile kolayca dalga geçilebileceğini belirtmem, film hakkında kötü bir eleştiri olarak algılanabilir, eğer yönetmen Robert Zemeckis ve yazarlar Neil Gaiman ve Roger Avary’nin aşırı abartı sahneleri ve çift anlamlı diyalogları, alttan ilerleyen hınzır bir espri anlayışı ile ekrana aktardıklarını düşünmesem. “Yıldız Tozu”) ile duvardan duvara ince esprilerle dolu Ucuz Roman’ın ortak yazarı Roger Avary’nin, kendi abartı kahramanlığını olabildiğince ciddiye alan orjinal destanı bile bile tiye almaları bu iki isimden her hangi birine aşikar olan seyirciyi şaşırtmamalı.

Ana KAHRAMANımız, yenilmez yıkılmaz nors tanrı/adam Beowulf’un Cüneyt Arkın-ımsı repliklerle sağa sola bağırması, her fırsatta ismini tekrarlaması; filmin her köşesine serpiştirilen bariz cinsel nuanslı çift anlamlı replikler ve seksi ötesi su şeytanı Beowulf’un hareketleri, Avary ve Gaiman gibi hınzır isimlerin kaleminden çıktığı düşünülürse, tesadüfi göndermeler olamaz. Roger Avary’nin kendisi zaten geçenlerde verdiği bir röportajda filmdeki bütün gizli saklı cinsel göndermelerin bile bile senaryoya konduğunu, hatta prodüktörlerin hışmına yakalanmadan bu sahnelerin bitmiş filmde bulunmasına şaşırdığını belirtti.

Yönetmen Robert Zemeckis’in de projenin bu iki yönlü eğlencesine katıldığı bariz. Canavar Grendel ile eşiti olarak savaşmak için çırıl çıplak soyunan Beowulf’un mahrem yerlerini bin bir türlü değişik yöntemlerle kapatmaktan zevk aldığı ortada. Yanlış anlaşılmasın, Beowulf, Shrek veya Yıldız Tozu gibi bariz göndermelere ve esprilere sahip bir macera değil. Hatta kendini yılın diğer abartı oyunculuk destanı 300 Spartalı’dan daha çok ciddiye alıyor. Filmin hınzır göndermeleri çoğunlukla benim gibi her diyaloğun, her sahnenin altında anlam arayan, sembolizm radarı 100% açık seyirci için yaratılmış. Macera sinemasından muhteşem görsellikler, nefes kesici savaş sahneleri ve sınırsız kahramanlık arayan seyirci için ise bekleneni yerine getirecektir; Cesur Yürek ve Gladyatör gibi efsane olmuş epik maceralarla birebir gidemese de.

Beowulf, bir bakıma modern Blockbuster sinemasının en yaratıcı isimlerinden biri olan Robert Zemeckis’in, Forrest Gump ve Mesaj gibi filmlerle eriştiği “saygıdeğer” kimliğini geride bırakıp Geleceğe Dönüş ve Roger Rabbit gibi eğlence odaklı şaheserlere getirdiği sınırsız yaratıcılığına geri dönmesini müjdeliyor. Tabiki Beowulf’un Geleceğe Dönüş ve Roger Rabbit ile aynı sayfada adının geçmesi bile bir tür hakaret, fakat 2004 yılının görsel bakımdan etkileyici ama içi boş animasyonu Polar Express’ten çok daha başarılı olduğu kesin. Özellikle aşırı yakın surat çekimlerinden aşırı uzak manzara çekimleri arasında gidip gelen uzun planlar harika; filmin başlarındaki fırtına sahnesi gibi.

Beowulf, animasyon tekniği açısından bir kilometre taşı olmasa da gayet büyük bir ileri adım. Stüdyoda aktörlerin etrafına yerleştirilen 300 kameranın oyuncuların bütün hareketlerini animasyon karakterlere kopyalaması en küçük detaylarıyla insan gibi hareket eden ultra gerçekçi sanal performanslar ortaya çıkarıyor. Bu 300 kameranın Anthony Hopkins ve John Malkovich gibi yetenekleri bilgisayara aktarması bu gerçekçiliğe katkıda bulunuyor tabi ki.



Beowulf efsanesini yalayıp yutmuş, orjinal şiirin hayranlarının bu yeni “motion capture” (hareket yakalama) versiyonundan uzak durması tavsiyem. Neil Gaiman ve Roger Avary, 1500 yıllık efsaneyi klasik Hollywood epiği şablonuna oturtmak için bayağı değiştirmişler. Hrothgar’ın Grendel’in babası olması, deniz şeytanının çirkin bir yaratıktan çıplak bir Angelina Jolie’ye dönüşmesi (180 derece diye buna denir), Beowulf’un Grendel’in kolunu alışıla gelmiş yollarla koparmaktansa, Scorsese tarzı bir yöntem denemesi efsanenin fanatiklerini sinirlendirebilir. Geri kalan herkesi baştan sona eğlendiren, yer yer (bile bile) gülümseten klasik bir macera bekliyor.

Hiç yorum yok: